Friedrich Nietzsche Kimdir? Hayatı, Sözleri Ve Ölümü | Felsefesi

Friedrich Nietzsche Kimdir? Hayatı, Sözleri Ve Ölümü | Felsefesi

Friedrich Nietzsche Kimdir Hayatı, Sözleri Ve Ölümü FelsefesiAlman filozofu Friedrich Nietzsche, 25 Ağustos 1900’de Weimar’da öldü. Yapıtları asıl ölümünden sonra tartışılmaya başlanacak ve Nietzsche, XX. yüzyıl sanat ve düşüncesini en çok etkileyen düşünürlerden biri olacaktı. Nietzsche 1844’te Prusya’da doğmuştu; babası da büyükbabaları gibi Protestan rahibiydi. Friedrich de ilk öğrenimine bir dinsel okulda başlamış, ama rahip olmayı reddederek daha sonra Bonn ve Leipzig Üniversitelerinde Yunan filolojisi okumuştu. 1868’de İsviçre’de Basel Üniversitesinde Yunan dili ve edebiyatı profesörlüğüne atanan Nietzsche, bu ilk döneminde, o sırada İsviçre’de yaşamakta olan ünlü Alman bestecisi Richard Wagner’in (1813-1883) yakın çevresine girmişti. Wagner, Nietzsche’nin ilk kitabı “Müziğin Ruhundan Tragedyanın Doğuşunu (1872) çok beğenmişti; ama genç düşünürü yalnızca parlak. bir öğrenci olarak görüyor ve bağımsız gelişmesinden rahatsız oluyordu. Buna karşılık, yaşlı bestecinin Yahudi düşmanlığı, Alman milliyetçiliği ve yeni kurulan Alman imparatorluğuyla uzlaşma& da Nietzsche’de tepki uyandırıyordu. Nietzsche, Alman milliyetçiliğini Avrupa kültürü için bir tehlike olarak görüyor, Alman olan her şeyden nefret ediyordu.

1878’de Üniversiteden ayrıldıktan ve Wagner’le anlaşmazlığı kesinleştikten sonra Nietzsche on yıl süreyle yalnızca yazılarıyla uğraştı. 1879’da “Almanlığın” karşıtı olarak gördüğü İtalyan ve Akdeniz dünyasında bir geziye çıktı; Cenova, Engadine, R.apallo, Riviera, Roma ve Sicilya’ya gitti. Bir süre Sils-Maria yöresine yerleşti, yüksek bir dağın karşısında küçük bir evde oturdu. Bütün bu süre içinde, son derece sade bir yaşam sürdü, kişisel ilişkilerini sınırladı; gittikçe körleşen gözlerine, migren nöbetlerine ve bozulan genel sağlığına karşın en önemli yapıtlarını bu dönemde tamamladı. Nietzsche, 1889’da Torino’dayken, giderek genel bir felce dönüşen bir fiziksel ve ruhsal çöküntü geçirdi. Bundan sonra ölümüne kadar geçen delilik döneminde Weimar’da kızkardeşi Elizabeth Förster-Nietzsche’nin bakımı altına girdi. Hastalığının öğrencilik yıllarında yakalandığı frengiden kaynaklandığı sanılıyordu. Nietzsche, gençlik, yıllarında birkaç kadına evlenme teklifinde bulunmuşsa da onu bir süre için gerçekten kendine bağlayan tek kadın, daha sonra şair Riike’nin (1875-1926) sevgilisi ve Freud’un (1856-1939) da dostu ve öğrencisi olan yazar Lou Andreas-Salome (1861-1944) idi.

Ötekiler, Nietzsche’nin yalnızlığından sıyrılmak için giriştiği umutsuz çabalardan öteye gitmiyordu; o kadar ki, çoğunu Nietzche yakından tanımıyordu bile: sonradan, aldığı red cevaplarının, üzerinden ağır bir yükü kaldırdığını söylemiştir. Nietzsche’nin Salome’yle ilişkisi bir yıldan az sürmüş (1882) ve kız kardeşinin araya girmesiyle sona ermişti. Bu ayrılıktan sonra en koyu yalnızlığını yaşayan Nietsche, en çok okunan ama en az anlaşılan kitabına, “Zerdüşt Boyle Dedi” ye başlamış ve çok uzun bir sürede bitirebilmişti. Bundan sonra, o güne kadar daha çok özdeyişler biçiminde ve şiirsel bir anlatımla dile getirdiği düşüncelerini daha iyi açıklayabilmek için, daha düz ve aydınlık bir anlatımla, “iyilik ve Kötülüğün Ötesinde” (1886) ve “Ahlakın Soykütüğü” (1887) adlı kitaplarını yazmıştı. Nietzsche ömrünün son on bir yılını Elizabeth Förster-Nietzsche’nin nezarete. altında geçirirken, kız kardeşi de bu süre içinde onun düşüncelerini kendi amaçları yönünde kullanmaya ve çarpıtmaya çalışmıştır.

Nietzsche`nin Wagner’den kopuşuna karşı çıkan Elizabeth, Yahudi düşmanı gruplardan birinin aktif üyelerinden Bernhard Förster’le evlenmişti, Nietzsche, eniştesinin düşüncelerini ve faaliyetlerini şiddetle eleştiriyordu. Försterler,daha sonra Uruguay’a giderek “Yeni Almanya” adıyla bir koloni kurmuşlardı. Elizabeth,büyük bir parasal skandalın ardından kocasının intihar etmesi üzerine koloniyi “Cermen Hristiyanlığının kalesi” haline getirmek istemiş ama başaramayarak Almanya’ya dönmüş ve burada kardeşinin yayımlanmamış çalışmalarının yayım hakkını ele geçirmişti. Bundan sonra, Nietzsche’nin notlarım ve mektuplarının bir bölümünü gizleyerek ve kendi işine gelenleri yayımlayarak, hatta bazı değiştirmeler yaparak, filozofun kendi amaçladığının bütünüyle dışında bir ün kazanmasını sağladı. Nietzsche’nin ,kendi gelişimini ve düşüncelerini toplu olarak açıkladığı,Wagner’le ve totaliter akımlarla uzaklığını belirttiği “İşte İnsan” adlı kitabının yayımını 1908’e kadar geciktirdi. Daha sonra Nazilerle ilişki kurarak, Hitler’in Weimar’daki Nietzsche Arşivini ziyaret etmesini sağladı.

Kısaca, Nietsche’nin bireyci ve anti-totaliter düşüncesinin Nazi ideolojisine olabildiğince ters düşmeyecek biçimde yorumlanmasını sağladı. Nietzsche’nin felsefesi Schopenhauerin (1788-1860) “irade metafiziği” ile Darwin’in (1809-1882) “yaşama savaşı” ilkesinin izlerini taşır. Nietzsche’ye göre bütün canlı varlığın temelinde, “daha güçlü olmaya yönelmiş bir irade” vardır. İnsan güçlü olmak ve bu gücü yaratıcı biçimde uygulamak ister: bir “yaratık” olmak yerine “yaratıcı ” olmak ister. Bunun için sert bir öz-disiplin gereklidir, çünkü hayvansal dürtülere, hazlara kapıldığımız sürece gerçek güçten yoksun kalınız. Dürtülerini ve eğilimlerini yücelten insan, hayvanın içinde bulunduğu düzeyden sıyrılarak yükselir. İşte ancak bu çabada başarısız kaldığı zaman insan başkalarının üzerinde bir egemenlik kurmak ister: bu kaba iktidar, gerçek güce ulaşamamanın sonucudur, yüceltilmiş gücün yerine konan değersiz bir şeydir.

İnsanın ulaşmak zorunda olduğu ideale Nietzsche “üstün insan” adını verir. Bu, insanlığın evriminin son amacıdır. Üstün insan, zaaflarını ve tutkularını aşabilmiş, ama bu tutkuları yok etmek yerine onları yaratıcı etkinliklerde kullanabilmiş insandır. Avrupa tarihinde buna yaklaşabilen örnekler azdır Leonardo, Goethe, Nietzsche’nin saydığı adlardır, Nietzsche’nin kendi örneği, Doğu mitolojisinden alınmıştır: Zerdüşt. Nietsche, evrimci bir düşünür değildir: kendi başına bırakıldığı sürece, biyolojik ve toplumsal evrim, üstün insanla değil, “son insanla sonuçlanacaktır. Son insan, kendini bütünüyle hazlarına kaptırmış, gevşek, pasif, uyumlu . insandır. Son insanın çağında, “herkes aynı şeyi istemektedir, herkes aynıdır: farklı duygulara sahip olanlar kendi istekleriyle tımarhanelere kapanmaktadırlar”.

Nietzsche Üstün insanla Tannyı da karşılaştırır. “Zerdüşrün önsözünde. şöyle der: “Dünyaya sadık kalın ve size öte dünyaya ait umutlardan söz edenlere inanmayın”. Kusursuzluk ve güçlülük her insanın ulaşması gereken bir idealdir: buna ulaşamayanlar bu niteliklere sahip bir öte dünya, bir Tanrı düşüncesi yaratırlar. Oysa insanlar güce ve kusursuzluğa tapmak yerine, kendilerini bu dünyada kusursuzlaştırabilirler. Nietzsche’nin Hristiyanlık eleştirisi de bu genel ahlak eleştirisinin bir’parçasıdır. Gerçekte”öte dünya inancı” da ‘güçlülük isteminin”bir sonucudur: bu dünyada umutlarını kesen güçsüzler, zayıflar ancak ruhların dünyasında iktidara gelebilirler. Hristiyanlık, Nietzsche’nin genel olarak “köle ahlaki olarak adlandırdığı ve “gücenme”, “içerleme” veya “kuyruk acısı” gibi terimlerle ifade ettiği bir tutumun en gelişmiş örneğidir. Nietzsche’nin “Sevinçli Bilim” (1882) ve “Zerdüşt”te dile getirdiği coşkulu yaşam sevgisi, felsefesinin değişmez ilkesi olmuştur. Ama amaçladığı da “düşüncesiz bir yaşam” değildi. Wagner’in bir dönem yaptığı gibi, akla karşı bedeni yüceltmiyordu.

Bilime değil, çağdaş bilimlerin.gerisindeki faydacı, konformist ve pozitivist felsefeye karşıydı. Bu felsefenin, insanı pasifliğe, bir “sürü hayvanı” olmaya, mahküm ettiğini ve elinden yaratıcılığını aldığını düşünüyordu. Nietzsche, çağının ahlak anlayışın! eleştirirken, “köle ahlaki” ile “efendilerin ahlaki” arasında bir karşıtlık kurar. Köle ahlaki, aşağılanmanın sonucu olan olumsuz bir ahlaktır. “Ahlakın Soykütüğü”, üstün insanın ortaya çıkışı için zorunlu bir koşul olan ruhsal derinleşme ve zekanın, köle ahlakının ve Hıristiyanlığın sonucu olduğunu anlatmış, son yapıtı olan, “Putların Alacakaranlığı’nda ise efendi ahlakına da yakınlık duymadığını belirtmişti. Nietzsche bireyciydi: ona göre, insana iyinin ve kötünün ne olduğunu dışarıdan açıklayacak ve benimsetecek üstün otoriteler yoktu. Üstün insan herkese yönelik bir çağrıydı, ama her birey bu çağrıyı kendi başına cevaplandırmak zorundaydı. “Tanrı ölmüştü”, çağın tüm değerleri can çekişmekteydi. insan yapayalnızdı ve yaşamının anlamını, bağlanacağı yeni değerleri özgür olarak kendisi yaratmak zorundaydı. Bu görüşleriyle Nietzsche, varoluşçuluğun öncüsü sayılmıştır. Yaşadığı dönemde çok’ az okunan Nietzsche, XX. yüzyıl başlarından itibaren en çok tartışılan düşünürlerden biri olmuştur. Düşünceleri Thomas Mann gibi romancıları, sanatta ekspresyonizm akımını, Rilke ve Stefan George gibi şairleri, Heidegger, Sartre gibi filozofları derinden etkilemiştir.

Benzer Yazılar


11 Yorum

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.