İgor Stravinsky Kimdir? Hayatı Ve Eserleri Nelerdir?

İgor Stravinsky Kimdir Hayatı Ve Eserleri NelerdirParis’in Theâtre des Champs Elysées’sinde Stravinski’nin müziğini yazdığı “Bahar Ayini” balesinin ilk gösterimi 29 Mayıs 1913 günü yapıldı. Igor Stravinski`nin (1882-1971) müziği, müzik tarihinde görülmemiş bir skandal yarattı. Zamanında anlaşılmamış, beğenilmemiş birtakım İgor Stravinski 1913’te öncü müzikler her zaman Paris’te. olagelmiştir, ama hiçbiri “Bahar Ayini” kadar büyük gürültü koparmamıştı. Oysa “Bahar Ayini” bugün kulağımıza artık “munis” gelmekte, ancak canlilığı, ritmleri, vahşiliğiyle ilgimizi çekmektedir. Ama “normal” bir müzik dinleyicisinin ne kadar alışkanlıklarına bağlı, rahatına düşkün, yeniliklere kapalı olduğunu, hatta sevilen, tutulan kimi müzikçilerle eleştirmenierin de müziğe ne kadar uzak olduğunu bu müzik kadar hiçbir müzik göstermemiştir. “Savaştan Sonra Müzik” adlı kitabın yazarı Carl von Vechten’in anlattığına göre, “Bahar Ayini”nin gösterisi başladıktan biraz sonra ıslıklar, yuhalamalar, ayakları yere vurmalar da başlamıştı. Gürültü öyle artmıştı ki müzik ancak arada duyuluyordu. Dansçılar bile müziği zor duyabiliyorlardı.

Vechten bir locada oturuyordu. Yanında da tanımadığı bir genç adam vardı. Bu genç, bale başladıktan sonra daha iyi görebilmek için ayağa kalkmış. Ama öyle heyecanlanmış ki müziğin ritmine uygun olarak yumruğuyla Vechten’in kafasına vurmaya başlamıştı. Vehchten de heyecandan bir süre yumruklar! duymamıştı. Müziğe çok iyi uyuyorlardı. Bu arada salonda başka olaylar da oluyordu. Camille Saint Saöns (1835-1921) gösteri başladıktan biraz sonra yerinden kalkmış, müzik hakkında acı sözler söyleyerek büyük bir öfkeyle çıkıp gitmişti. Eleştirmen Andrö Capu avazı çıktığı kadar bağırarak bu müziğin büyük bir sahtekarlık olduğunu açıklıyordu. Avusturya Elçisi yüksek sesle gülüp alay ediyor, Prenses de Pourtâles locasından çıkarken, “altmış yaşındayım, ama ilk defa bir aptal yerine konuyorum” diye dertleniyordu. Bir kadın yandaki locada müziği ıslıklayan bir adamı tokatlıyor, bu yüzden erkekler birbirlerine kartlarını verip düelloya davet ediyorlardı. Bu arada Maurice Ravel (1875-1937) “deha” diye bağırıyor, başka bir Fransız müzikçisi Roland-Manuel müziği savunurken itişip kakıştığı için fırlayan yakasıyla müziği alkışlıyor (bu yakayı o geceden bir anı olarak saklamıştır), solgun, heyecanlı Claude Debussy yanındakilerden susup müziği dinlemelerini rica ediyordu.

Sahne gerisinde Stravinski, ıslıklayanlarla dövüşmek için salona atlamaya çalışan Nijinski’yi zor tutuyordu. “Bahar Ayini” 11 Temmuz 1913’te Londra’da Drury Lane Tiyatrosunda oynandığında izleyicilerin davranışı bu kadar aşırı olmadı ama eleştirmenler gene mangalda kül bırakmıyorlardı: “Çoğumuzun anladığı anlamda müzikle hiçbir ilişkisi yok bunun,” “bir grup vahşi… ancak böyle sesler çıkarabilir.” 1924’te Pierre Monteux Boston Senfoni Orkestrasıyla Boston’da orkestra süitini çaldırdığında da hala bu anlayışsızlık sürüyordu. Bununla birlikte Wait Disney’in 1941 yılında yaptığı Fantasia filminde “Bahar Ayini”nden bir bölümü kullanması, aradan 30 yıl geçmeden bu müziğin kulaklara artık ne kadar alışılmış geldiğini gösteren en iyi kanıttır. Ama 1913’te hala romantik müziğin kalıntılarına alışkın kulaklar için “Bahar Ayini” inanılmaz ölçüde yeni bir müzikti. Durmadan değişen vuruşları, çeşitli ritmlerin üst üste gelişi, alışmamış kulaklar için yırtıcı gelen “dissonance”ları, çok tonlu oluşu gibi özellikleriyle zamanın müzik dünyasını altüst etti. Özellikle genç müzikçiler üstünde büyük etkisi oldu.

Stravinski 1882’de Rusya’da doğdu. Babası Maryinski Tiyatrosunda tanınmış bir basdı. Önce ailesinin zoruyla hukuk öğrenimine başlayan Stravinski, 1902’de tatil için gittiği Almanya’da Rimski Korsakovila (1844-1908) tanıştı, sonraları ondan ders de aldı. Bu arada müzikle daha çok ilgilenmeye başladı, onu çok etkileyen İzlenimcileri, Franck ve Debussy’nin oda müziği yapıtlarını dinledi. 1905’te üniversiteyi bitirince hukuku bırakıp kendini müziğe verdi. Korsakov’un yol göstermesiyle yazdığı senfoni, 1908’de St.Petersburg’da çalındı. 1909’da iki yeni orkestra parçası daha çalındı. Bu konserde dinleyiciler arasında Sergey Diaghilev de vardı. Diaghilev o tarihte Rus Balesini örgütlemeye uğraşıyordu. Stravinskrnin müziğini dinleyince kendine gerekli olan müzikçiyi bulduğunu anladı. Stravinski’den, önce iki Chopin parçasını orkestralamasını, sonra da “Ateş Kuşu” diye eski bir Rus masalı için müzik yazmasını istedi. Bu müzik 1910 Mayisında bitti. 25 Haziranda da Paris Operasında oynandı. Başlıca dansçılar Fokin, Madam Fokina ve Karsavina’ydi. Bu bale büyük bir başarı kazandı. Debussy sahne. gerisine koşarak Stravinski’yi kutladı. Böylece Stravinski müzik dünyasında tanınmış oldu.

Diaghilev bu başarıdan sonra Stravinskilden “Bahar Ayini” için müzik istemişti. Ama ikisi İsviçre’de buluştuklarında Stravinski ona piyano ve orkestra için “Konzertstück” adını verdiği bir müzik geldi. Bu müzik, Rus panayırlarında sık görülen kuklalardan birini anlatıyordu. Kukla canlanıyor, birtakım çılgınlıklar yapryor, sonra da yıkılıp kalıyordu. Bu konunun balede çok iyi işlenebileceğini düşünen Diaghilev’in de hoşuna gitti bu müzik. Böylece “Petruşka” balesine çalışmaya başladılar, “Petruşka’, Nijinski ve Karsavina ile 13 Haziran 1911’de Paris’te oynandı, gene büyük bir başarı kazandı. Bundan sonra, Stravinski’nin iki yıldır hazırlamakta olduğu “Bahar Ayini” geliyordu. “Bahar Ayini”nin belli bir konusu yoktu. Hristiyanlıktan önceki Rusya’nın bir bahar törenini canlandırıyordu. Yeni yetmelerin dansı, yaşlılar geçidi, toprağın kutsanması, bahar tanrısına kurban edilen kızın dansı gibi dansları içeriyordu. Yukarıda da değinildiği gibi, bu müzik gerçekten de, ritmiyle, ezgileriyle ilkel -vahşi kabilelerin müziğini andırıyordu; izleyicileri etkileyip birtakım ilkel coşkulan başıboş bırakması da bu yüzdendi belki de.

Bundan sonra Stravinski gene Rus Balesi için müzik yazmayı sürdürdü: “Le Chant du Rossignol” (Bülbülün Şarkısı) 1920’de oynandı, daha önce senfonik şiir olarak 1917’de Paris’te, Ernest Ansermet yönetiminde çalınmıştı. “Les Noces” (Düğün- “koreogratik Rus sahneleri”) de 1923’te oynandı. Metnini Sofokles’ten Jean Cocteau’nun uyarladığı opera-oratoryo, “Oedipus Rex” ise 1927’de oynandı. “Apollon Musagete”, Stravinski’nin müziğini yazdığı son temsil oldu. 1929’da Diaghilev’in ölmesiyle Stravinski’nin Rus Balesiyle bu verimli ilişkisi sona erdi. Bu arada, 1914’ten beri İsviçre’de oturan Stravinski 1919’da Paris’e temelli taşındı ve Fransız vatandaşlığına geçti. Daha sonra, savaş başlayınca da (1940) Amerikan vatandaşlığına geçip California’ya yerleşerek, ömrünün sonuna kadar orada yaşayacaktı. Stravinski 1920’den sonra müziğini değiştirdi, yenilikçi-atılıma tarzını bırakarak klasik biçimlere döndü. Bir öyküyü anlatan ve yedi çalgı için yazdığı “L’Histaire du Soldat” (Askerin öyküsü, 1918), Pergolesi’nin (1710-1736) ezgileri üstüne yazdığı bir süit ve bale müziği, “Pulcinella” (1919), oda müziği yapıtları, çeşitli konçertolar, koro ve orkestra için İlahiler Senfonisi (1930) bu ara yazdığı başlıca yapıtlardır.

Amerika’dayken yazdığı önemli yapıtları da, “iskambil Partisi” balesi (1937), “Dumberton Oaks” konçertosu (1938), ‘”Do MajörSenfonı (1940), “Orpheus” balesi (1947), “Üç Bölümlük Senfoni”(1945), Woody Herman için yazdığı “Ebony” konçertosu (1946) ve “The Rake’s Progress” operasıdır (1948). Müzikte klasik biçimlere dönüşü “Pulcinella”yla başlamış, ”The Rake’s Progress” operasına kadar sürmüştur. Stravinski’nin en iyi örneklerini verdiği bu ‘yeni klasik akım, klasik denge, sakinlik, nesnellik ilkelerine dönüş, romantizmin programlı müzik geleneğine karşılık salt müzik, tonal harmonik yapı gibi özellikler gösteriyordu. Ayrıca “Pulcinella”, Çaykovskrnin temalarına dayanarak yazılmış “Perinin Öpüsü” balesi (1928), “Monumentum pro Gesualdo di Venosa” gibi müziklerinin de gösterdiği gibi eski bestecilere göndermeler yapma, onların tarzında yazma gibi özellikleri de vardı. Bu yeni klasik akımın, özellikle 1910-1930 arası müzik dünyasında görülen karışıklıktan kaçınip bir “düzen” getirmek de amaçlarından biriydi. (Schönberg de aynı amaçla 12 nota müziği kurallarını geliştirmişti.)

Ayrıca eski bestecilerin müzikleri, teknikleri çok iyi incelenmeye başlandığından, Stravinski’ye göre bunlardan günümüzde de yararlanmak, böylece gelecek kuşaklara bir müzik geleneği bırakmak olanaklıydı. Bununla birlikte en iyi örneklerini vermesine karşın, gene de Stravinski’yi bu akımın bir temsilcisi diye görmek yanlış olur. Çünkü Stravinski’nin her yapıtında kullandığı malzeme ayrıdır, ancak o yaptın ana düşüncesini vermeye yarar. Nitekim 1950’den sonra yazdığı müziklerde de (tenor, bariton, koro, orkestra için “Canticum Sacrum”,1956, ‘Altılı”, 1953, “Dylan Thomassın Anısına”, 1954, “Agon” balesi, 1954-57, ses ve orkestra için “Threni”, 1958) Schönberg akımının tekniklerinden yararlanmıştır. Ayrıca -caz”dan yararlandığı müzikleri de vardır: “Ragtime” Piano Rag Music”, “Ebony Concerto” Askerin Öyküsü”. Böylece Stravinski, C.X. yüzyılın başında görülen her akımdan yararlanmıştır. Önceleri ulusal müzik akımına uygun olarak Rus halk müziğinden yararlanmış, sonra yeni klasik akıma dönmüş, bu arada Schönberg tekniğini de kullanmıştır.


Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.