Milli Edebiyat Dönemi Nedir? Oluşumu, Özellikleri, Sanatçıları Ve Eserleri

Milli Edebiyat Dönemi Nedir Oluşumu, Özellikleri, Sanatçıları Ve EserleriMilli Edebiyat hareketinin temelleri XIX. yüzyılın sonlarıyla XX. yüzyılın başlarında atılmıştır. Türklük konusundaki dağınık araştırma ve çalışmalar, 1890’lar da bir bütünlüğe ulaşır. 1876’da Sırpların ayaklanmasıyla başlayan Balkanlar’daki bağımsızlık hareketleri, panslavizm düşüncesinin güçlenmesi, Osmanlı mparatorluğundaki çözülmeyi hızlandırmış, 1880 Berlin Antlaşması ve bu antlaşmayı izleyen yıllarda imparatorluk sürekli gerilemiştir. 1894’te Ermeni olayları patlar, 1895’te Avrupa devletlerince desteklenen Ermeniler İstanbul’da Babıali’ye yürürler; bunu 1896’da Girit Ayaklanması ve 1897’de Osmanlı-Yunan Savaşı izler. Mehmed Emin Yurdakul’un (1869-1944) ilk şiiri “Cenge Giderken” de “Ben bir Türküm dinim cinsim uludur” haykırışıyla bu yıl yayımlanır. Yurdakul’u Türkçe şiirler yazmaya özendiren kişi, İslamcılıkla Türkçülüğün sentezini amaçlayan Cemalettin Efgani’dir (1838-1897). Şemsettin Sami (1850-1904), Veled Çelebi, Necip Asım (1861-1935) gibi adlar da dil ve tarih alanlarındaki çalışmalarıyla Türkçülüğü edebiyat alanına aktarmışlardır.

Dilde sadeleşme konusunun tartışıldığı bir dönemde yayımlanan Mehmed Emin Yurdakul’un “Türkçe Şiirler” (1899) adlı kitabı bu yolda atılmış ilk adımdır. Ama II. Abdülhamit’in baskı yönetiminin ve siyasal kavganın edebiyatı durgunluğa itmesi, hareketin gelişimini engellemiştir. Bunda, Edebiyat-ı Cedidecilerin sanat anlayışlarının da etkisi olmuştur. Bu açıdan 1908’de II. Meşrutiyet’in ilan edilmesi yalnız kurtuluş umudunun edebiyatta da yeni arayışların başlangıcıdır. İlk adım yine dil konusunda atılır. Meşrutiyet’in hemen ertesinde kurulan Türk Derneğinin amacı, Türk dilinin geçirdiği evrelerin incelenmesi, Türkçe öğrenimindeki güçlüklerin giderilmesi ve Osmanlı Türkçesi denilen, herkesin anlayabileceği bir dilin geliştirilmesi olarak açıklanır. Ama dernek üyeleri arasındaki düşünce ayrılıkları bu amacın gerçekleştirilmesini önler. Milli edebiyat kavramının milli dil kavramına bağlı olarak geliştirilmesi ise ancak Ömer Seyfettin’in (1884-1920) öncülüğündeki Genç Kalemler hareketiyle başarıya ulaşacaktır.

Ömer Seyfettin, Genç Kalemler’in ilk sayısında yayımlanan “Yeni Lisan” başlıklı imzasız yazıda bu düşünceyi şu cümleyle dile getirmiştir: “Milli bir edebiyat vücuda getirmek için evvela milli bir lisan ister.” Ömer Seyfettin’e göre bunun için, kalıplaşmış ya da terim niteliğindeki tamlamalar dışında Arapça ve Farsça kurallara göre yapılmış tamlamalar kullanılmamalı; Arapça ve Farsça çoğul takıları, edatlar, Türkçesi olan kelimeler atılmalı; yabancı kelimeler Türkçede söylendikleri gibi yazılmalı; öteki Türk lehçelerinden kelime alınmamalıydı. Ayrıca yazı dili ile konuşma dili arasındaki farklılık en aza indirilmeli, bu yolda İstanbul Türkçesi temel alınmalıydı. Tanzimat dönemine kadar Iran edebiyatını, daha sonra Batı edebiyatını örnek alan Türk edebiyatı ise artık taklit aşamasını bırakıp yaratma aşamasına geçmeli, bunun için de Türk halkının hayatına yönelmeliydi. Başlangıçta Yeni Lisan hareketi Servet-i Fünuncuların ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu (1889-1974) gibi Fecr-i Aticilerin tepkisiyle karşılaştı.

Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmed Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Fuad Köprülü (1890-1966) gibi yazarlar, “Yeni Lisan”ın bir edebiyat dili olamayacağını, sanat eserleri uluslararası bir nitelik taşıdıkları için milli bir edebiyattan söz edilemeyeceğini savundular. Ama milli dil, milli edebiyat arayışları yehi yandaşlar kazanarak yaygınlaştı: Mehmed Emin Yurdakul, Ahmet Hikmet Müftüoğlu (1870- 1927), Yusuf Akçura (1879-1935), Ahmet Ağaoğlu (1868-1939) gibi Türkçülerin Türk Yurdu (Kasım 1911) derneğini, kurmaları ve aynı adda bir dergi çıkarmalar’, bir süre sonra bu derneğin yerini Türk Ocağına (Mart 1912) bırakması hareketin merkezinin Selanik’ten İstanbul’a kaymasına yol açtı. Eylül 1912’de dergileri kapanan “Genç Kalemler” kadrosu, İstanbul’a geldiklerinde aynı çevreye katıldılar. Savaş yılları, önce Balkan, ardından I. Dünya Savaşının yarattığı koşullar da siyasal çözüm arayışlarıyla birleşerek edebiyatı Reşat Nuri Güntekin millileşmeye itti. Özellikle Ziya Gökalp’ın (1876-1924) 1917’de çıkardığı Yeni Mecmua ile Milli Edebiyat kavramı çevresinde bir bütünleşme sağlanacaktı.

Nitekim Milli Edebiyat akımı 1920’lere gelirken değişik sanat anlayışlarını savunan yazarlarca da benimsenmiş, yalın bir dille yazma, konuları hayattan, ülke gerçeklerinden alma ve ulusal kaynaklara yönelme ilkelerinde birleşilmiştir. Aynı zamanda Türkçülük, Turancılık düşüncesi bırakılmış, Ziya Gökalp’ın ilkeleştirdiği “Türkleşmek, islamlaşmak, Muasırlaşmak” kavramları çevresinde bir bileşime varılmıştır. Bunun en iyi örneği, başlangıçta Milli Edebiyat akımına karşı çıkan Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Refik Halit Karay’ın (1888- 1965), Halide Edip Adıvar (1884-1964) ve Reşat Nuri Güntekin’le (1889-1956) birlikte Milli Edebiyat yolunda en başarılı örnekleri vermeleridir. Fuad Köprülü de bütünüyle Milli Edebiyat’a bağlanarak Türk edebiyat ve kültür tarihiyle ilgili bilimsel incelemenin ilk örneklerini ortaya koymuştur.

Milli Edebiyat kavramı, Türk edebiyatı tarihinin bölümlenişinde 1911-1922 yıllarını kapsayan dönemin adı olarak kullanılmış, dünya görüşleri ve sanat anlayışları farklı Mehmed Akif Ersoy (1873-1936), Yahya Kemal Bayatlı (1884-1958), Rıza Tevfik Bölükbaşı (1869- 1949) gibi edebiyatçılar da bu ad altında toplanmıştır. Ulusal kültüre dayanma eğiliminin dışında, 1917`den sonra Milli Edebiyat anlayışı daha dar bir anlamda da yorumlanmış; “Beş Hececiler” Halit Fahri Ozansoy (1891-1971), Enis Behiç Koryürek (1891-1949), Orhan Seyfi Orhon (1890-1972), Yusuf Ziya Ortaç (1895-1967) ve Faruk Nafiz Çamlıbel (1898 – 1973) 1917’de kurulan Şairler Derneğinde, konuşma dilinin ve sadece hece vezninin kullanılmasına dayalı bir şiir anlayışı geliştirmişlerdir.

Genç Kalemler Dergisi

11 Nisan 1911’de Selanik’te yayımlanan”Genç Kalemler”dergisi, daha önce çıkarılan “Hüsn ve Şiir’ adlı derginin devamıdır. Sahibi Nesimi Sarım olan dergi, Ömer Seyfettin’in Ali Canip Yöntem’e (1887-1967) bir mektup yazarak, “Geliniz Canip Bey, edebiyatta, lisanda bir ihtilal vücuda getirelim” çağrısı üzerine nitelik değiştirdi ve yeni bir adla çıkarıldı. Bu ad değişikliğinin gerekçesi ilk sayıda şöyle açıklandı: “Evet, gazetenin heyet-i tahririyesi (yazı kurulu) sizin evvelce tanıdığınız gençlerdir. Onlar düşünüyorlardı ki Hüsn ve Şiir namı yalnız ihtisasata müteallik mevâda (duygulara ilişkin konulara) taalluk ediyor. Halbuki maksatları yalnız bu değildir. Hüsn ve Şiir’in şumül-i ma’nâasından maada (anlamının kapsamı dışında) mahsCilât-ı fikriyye (düşünce ürünleri) de gazetelerinde geniş bir mevkii haizdir. Binaenaleyh risâlenin ismini değiştirdiler, ona Genç Kalemler dediler.” “Genç Kalemler”dergisinin ilk sayısında yer alan “Yeni Lisan” başlıklı imzasız yazı Ömer Seyfettin tarafından yazılmıştır.

Derginin sonraki sayılarında da “Yeni Lisan” genel başlıklı yazılar sürer. Beşinci sayıdan başlayarak yazıların altındaki soru işareti yerine “Genç Kalemler Tahrir Heyeti” imzası konulur. İlk birkaç sayısı Ömer Seyfettin ve Ali Canip Yöntem’in çabalarıyla çıkarılan derginin etkinliği, o sırada Selanik’te Ittihat ve Terakki’nin Merkez-i Umumi Üyesi olarak bulunan Ziya Gökalp’ın katılmasından sonra artar. Dergide dil ve edebiyat sorunlarının yanı sıra “milliyet, kavmiyet” kavramlarına dayalı Türkçülük düşüncesinin geliştirildiği görülür. “Genç Kalemler”dergisi, Balkan Savaşı patlayınca (Ekim 1912) Ömer Seyfettin’in askere çağrılması ve Selanik’in Yunanlılarca alınması (8 Kasım 1912) sonucu Ziya Gökalp ile Ali Canip Yöntem’in istanbura dönmek zorunda kalmaları üzerine sürdürülemeyerek kapanmıştır (Eylül 1912).


Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.