Fenomenoloji (Görüngü Bilim) Nedir? Husserl Felsefesi | Hakkında Bilgi

Fenomenoloji (Görüngü Bilim) Nedir Husserl Felsefesi Hakkında BilgiAlman felsefecisi Edmund Husserl (1859-1938), her türlü anlamla ilgili felsefi araştırmaların başlangıç yöntemi olarak tanımladığı “fenomenolojik betimleme (tasvir)” yaklaşımını 1913’te yayımlanan “Saf Fenomenoloji Üzerine Düşünceler”de açıklıyordu. Husserl Avusturya-Macaristan’ın bir parçası olan Moravia’da Musevi bir anne-babadan dünyaya gelmişti. Almanya’da matematik öğrenimi görürken, hocası olan Fransız Brentano’nun (1838-1917) yanında asıl eğiliminin felsefe yönünde olduğunu farketmişti. 1887’de Protestanlığı benimsemiş, 1901’de Göttingen, 1916’da da Freiburg Üniversitelerinde felsefe profesörü olmuş, 1933’te Yahudi olduğu için öğretim olanakları elinden alınmıştı. XIX. yüzyılda idealist felsefeyi doruğuna çıkaran Hegel’den sonra felsefedeki spekülatif anlayış yıkılmış ve büyük bir boşluk doğmuştu. Bunun üzerine yeniden Kant felsefesine dönülmüş, dönemin bütün felsefesini etkisi altına alan bir Yeni-Kantçılık akımı (Marburg Okulu) kurulmuştu. Yeni-Kantçılar, felsefe araştırmaları için, yöntem sorunundan başka bir sorun görmek istemiyor, felsefeye bağımsız bir araştırma alanı tanımıyordu.

Bunun sonucunda, felsefe ya bilginin doğruluk koşullarının araştırılmasıyla (bilgi kuramı), doğa bilimlerinde kullanılan yöntemlerin eleştirilmesiyle ya da sadece felsefe tarihiyle uğraşıyordu. ilk kez Husserl, “var olan felsefelerden ya da onların eleştirisinden değil, fenomenlerden yola çıkılmalıdır” demekle, felsefenin kendine özgü alanını göstermişti. Fenomenler, sadece düşünülen, dolaylı olarak bilinen anlamlardan farklı olarak, dolaysızca sezilen, yaşanmış olan anlamlardı. Husserl çalışmalarına matematikle başlamış, (“Aritmetik Felsefesi”, 1891) ama bundan, tatmin olmadığı için felsefeye yönelmişti. 1900-1901 yıllarında ilk önemli yapıtı olan “Mantık Araştırmaiarı”nı yayımlamıştı. Burada, hocası Brentano’nun etkisiyle, bilincin mutlaka “yönelimsel” bir nitelik taşıdığını, başka bir deyişle, hedefsiz nesnesiz bilinç olamayacağını, bilincin bir nesneye, konuya yöneldiğini vurguluyordu. Aynı zamanda, bütün bilginin içerik ve değerinin sezgiden kaynaklandığını belirtiyordu. Husserl’e göre felsefe bir bilimdi ve bu 246 248 nedenle de betimleyici olmak zorundaydı; Husserl’in amacı, varlığın kapsayıcı bir betimlemesini vermekti.

Fenomenoloji, ampirik (görgül) olgu ve olaylar ardındaki “öneri, yani ideal (düşensel) anlamları ele geçirmeye yönelik bir yöntemdi. Husserl için, felsefenin açıklayacağı dünya, doğal bilimlerin incelediği olgusal dünya değil, anlamlar dünyasıydı. Fenomenolojik yöntem ne tümden gelimli ne de tüme varımlı, ampirik bir yöntemdi. Bu yöntem, bilinçte verilmiş olanı göstermeye ve onu aydınlatmaya dayanmaktaydı. Kendini yasalarla dile getirmemekte, ilkelerden hareketle çıkarımlar da yapmamaktaydı; fenomenoloji, bilincin dolaysız alanında bulunan şeyleri, nesneleri inceler. Bu nesneler, doğal nesnelerin bilinçteki varlığı olabileceği gibi, bütünüyle hayali olgular da olabilirler. Bunlar, öznel, bireysel nesneler değildir: bireysel nesneler, rastlantısal olduğundan, onun ardındaki genel özü yakalamak gerekir. Bu amaçla, fenomenolojik yöntemin kullandığı iki teknik vardır:

Husserl’in epokhe diye adlandırdığı “yargının askıya alınışı”; başka bir deyişle, incelenen nesnenin gerçek varlığıyla, incelenen zihinsel süreçlerin nedenleri, sonuçları ve daha geniş bir çerçeve içindeki anlamlarıyla ilgili her türlü varsayımın “parantez içine alınması”, ya da askıya alınması; öze indirgeme, saf özü elde etmek için, bilinç verilerinin bireysel ve duyusal- görgü! öğelerden arındırılması. Husserl’in düşüncesi Almanya’da Max Scheler (1875-1953) ve Varoluşçuluğun kurucularından Martin Heidegger’i (1889-1976), Fransa’da da Jean-Paul Sartre (1905-1980) ve Merlau-Ponty (1908-1961) gibi düşünürleri etkilemiş, felsefe dışında çağdaş psikoloji bilimine de katkı yapmıştır.


1 Yorum

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.