Mondros Ateşkes Antlaşması Maddeleri, Sonuçları, Önemi Ve Tarihi

Mondros Ateşkes Antlaşması Maddeleri, Sonuçları, Önemi Ve TarihiBirinci Dünya Savaşı’nda İngiltere ve Fransa’nın Çanakkale Boğazı’nı geçememeleri ve Rusya’nın savaştan çekilmesi ittifak Devletlerinin kazanma ümitlerini arttırdı. Ancak bu ümitler Amerika Birleşik Devletleri’nin İtilaf Devletleri yanında savaşa katılmasıyla sona erdi. ABD Başkanı Wilson’ın 8 Ocak 1918’de 14 maddelik bir bildiri yayımlamasıyla da savaşın İtilaf Devletlerinin zaferiyle sonuçlanacağı anlaşıldı. “Wilson ilkeleri” adıyla tarihe geçen bu bildiriye göre yenen devletler yenilenlerden toprak ve tazminat almayacaklardı. Devletler arasında gizli antlaşmalar yapılmayacak, anlaşmazlıklar barış yoluyla çözülecekti. Ayrıca imparatorluklar içinde yaşayan milletlere kendi geleceklerini belirleme hakkı tanınacaktı.

Wilson ilkeleri, savaşı daha fazla sürdüremeyecek durumda olan ittifak Devletleri tarafından olumlu karşılandı. Bu devletler ilkelere güvenerek ateşkes isteğinde bulundular. İlk önce Bulgaristan daha sonra da Avusturya-Macaristan birer ateşkes antlaşması yaparak savaştan çekildiler. Osmanlı Devleti de 30 Ekim 1918’de yaptığı Mondros Ateşkes Antlaşması’yla savaşı bırakmak zorunda kaldı.

 Mondros Ateşkes Antlaşması, Osmanlı Devleti temsilcisi Bahriye Nazırı Rauf Bey ile İtilaf Devletleri temsilcisi İngiliz Amiral Calthorpe (Kaltorp) arasında imzalandı. Bu antlaşma, adını, imzalandığı yer olan Ege Denizi’ndeki Limni Adası’nın Mondros Limanı’ndan aldı.

Mondros Ateşkes Antlaşmasının Bazı Maddeleri

1) Çanakkale ve Karadeniz boğazları açılacak, Karadeniz’e geçişler serbest olacak, Çanakkale ve Karadeniz istihkamları İtilaf Devletleri tarafından işgal edilecektir.

5) Sınırların korunması ve ülke içinde güvenliğin sağlanması için gereken birliklerin dışında Osmanlı ordusu derhal terhis edilecektir.

7) itilaf Devletleri, güvenliklerini tehlikeye düşürecek bir durumun ortaya çıkması halinde Osmanlı Devleti’nin herhangi bir stratejik noktasını işgal hakkına sahip olacaklardır.

8) Osmanlı demir yollarından, İtilaf Devletleri serbestçe yararlanabilecek ve Osmanlı ticaret gemileri müttefiklerin hizmetinde bulundurulacaktır.

10) Toros tünelleri, İtilaf Devletleri tarafından işgal olunacaktır.

12) Hükumet haberleşmesi dışındaki telsiz, telgraf ve kabloların kontrolü İtilaf Devletlerine geçecektir.

24) Altı vilayet adı verilen yerlerde (Erzurum, Van, Elazığ, Diyarbakır, Sivas, Bitlis) bir karışıklık çıkarsa, İtilaf Devletleri bu vilayetlerin herhangi bir kısmının işgali hakkına sahip bulunacaklardır.


Osmanlı devlet adamları kamuoyunu umutsuzluğa sevk etmemek için Mondros Ateşkes Antlaşması hakkında olumsuz değerlendirmelerde bulunmaktan kaçınmışlardır. Örneğin Mondros’tan İstanbul’a dönen Rauf Bey düzenlediği basın toplantısında şunları söylemiştir:

“İmzaladığımız mütareke sonucunda devletimizin bağımsızlığı, saltanatımızın hukuku bütünüyle korunmuştur. Bu mütareke, galip ile mağlup arasında yapılan bir mütareke değil, belki savaş durumundan çıkmak isteyen denk iki kuvvet arasında yapılabilecek bir savaşmaya son vermek niteliğindedir”

Hükümeti yeni kurmuş olan Sadrazam Ahmet İzzet Paşa da Mondros Ateşkes Antlaşması’yla ilgili olumlu düşüncelere sahiptir. Paşa antlaşmanın diğer devletlerle yapılanlara göre daha hafif olduğunu ve Mebusan Meclisinde oy birliğiyle onaylandığını söylemiştir. Bu tür değerlendirmelerin de etkisiyle ateşkes antlaşması ilk günlerde halk tarafından iyi karşılanmış ve savaşa son verdiği için yeni hükûmetin başarısı olarak görülmüştür. Ancak konuyla ilgili farklı düşünceleri olanlar da vardır. Bunların başında da Yıldırım Orduları Grubu Komutanı Mustafa Kemal Paşa gelmektedir.

İsmet İnönü’ye göre ateşkes hakkında ilk şüpheleri gösteren Mustafa Kemal olmuştur:

“Büyük Atatürk’ün o zaman ifade ettikleri üzere Osmanlı Hükumeti bu mütareke ile kendini kayıtsız şartsız düşmanlara teslim etmeye onay vermiştir. Yalnız onay vermekle kalmamış, düşmanların memleketi istilası için onlara yardım etmeyi de vadetmiştir. Bu mütareke olduğu gibi uygulandığı takdirde, memleketin baştan sona kadar işgal ve istila edileceği şüphesizdir”

Mustafa Kemal mütareke ile ilgili değerlendirmelerde bulunmakla yetinmemiş, İstanbul’a gönderdiği telgraflarla antlaşma şartlarının yol açabileceği tehlikeler konusunda sadrazamı uyarmaya çalışmıştır. Ancak bütün çabalarına rağmen hükumeti önlemler almaya ikna edemediğini görünce kurtuluş için milli mücadeleyi başlatmanın zorunlu olduğunu görmüştür. Bu nedenle daha Adana’da bulunduğu sırada şehrin ileri gelenleri ile gençlerinden, aralarında bir teşkilat kurarak işgale karşı hazırlanmalarını istemiştir.

Mustafa Kemal, Mondros Ateşkes Antlaşması hakkında Ali Fuat Paşa’ya ise ‘Artık milletin bundan sonra kendi haklarını kendisinin araması ve müdafaa etmesi, bizlerin de mümkün olduğu kadar bu yolu göstermemiz ve bütün bir ordu ile yardım etmemiz lazımdır” diyerek çok sevdiği vatanı ve milleti için canını bile feda etmekten kaçınmayacağının işaretini vermiştir.


Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.