Kadınlara İlk Kez Seçme Seçilme (Oy) Hakkının Verilmesi | Hakkında Bilgi

Kadınlara İlk Kez Seçme Seçilme (Oy) Hakkının Verilmesi Hakkında BilgiLondra’daki Hyde Park’ta 21 Haziran 1 908’de yapılan bir gösteri XIX. yüzyılın son çeyreğinde İngiltere ve diğer sanayileşmiş ülkelerde başlamış bulunan “Suffragettes” ya da “Kadınlara Oy Hakkı” hareketinin gösterdiği büyük gelişmenin bir kanıtı olmuş ve bu tarihten başlayarak İngiltere’deki mücadele sert bir biçim almıştır. Gösteri “Women’s Social and Political Union” (WSPU) tarafindan düzenlenmiş ve The Times gazetesinin bildirdiğine göre 250.000 kişi katılmıştır. Gösteriyi düzenleyen WSPU 1903 yılında Manchester’de Emmeline Pankhurst ve kızları Christabel ve Sylvia Pankhurst tarafından kurulmuştu. Daha önce kurulan kadın hakları örgütleri yasal yolları kullanarak parlamento üyelerini etkilemeye çalışmışlardı.

Pankhurstler ise amaçlarını gerçekleştirebilmek için bu çerçevenin dışına çıkarak kamuoyunu harekete geçirecek taktikler kullanmaya başladılar : vergi ödememek, gösteriler düzenlemek, polisle çatışmak, kabine üyelerine saldırmak, mağazaların camlarını kırmak, kundakçılık ve tutuklandıklarında açlık grevi yapmak, bunlar arasında sayılabilir. Bu taktikler her ne kadar tepkiye yol açmışsa da aynı zamanda kamuoyunun ilgisini çekmiş, parlamento ve hükumet üyeleri üzerinde dolaylı bir baskı oluşturmuştur. WSPU 1906 yılında Londra’ya taşındıktan sonra etkinliklerini arttırmış ve İngiltere’deki kadın örgütlerinin en güçlüsü haline gelmiştir. Kadınların da erkeklere tanınan siyasal haklardan yararlanması ilk kez Fransız Devrimi ile gündeme gelmişti.1790’da Condorcet mal mülk sahibi kadınlara seçme hakkı tanınması gerektiğini savunuyordu. 1791’de Olympe de Gouge yayımladığı bir kadın hakları beyannamesiyle tüm kadınlara oy hakkı tanınmasını ve erkeklerin sahip olduğu insan haklarının kadınlara da tanınması gerektiğini savunuyordu. Ancak devrim yönetimi bu hakları tanımadığı gibi 1793 yılında ülkede var olan kadın kulüplerinin tümünü kapattı.

Kadınlara oy hakkı tanınması bundan sonra 1848 Devrimi sırasında gündeme gelmiş, ancak bu konuda verilen bir yasa önerisi Meclis’te tartışmaya bile açılmamıştır. İngiltere’de kadınların oy hakkı mücadelesi 1867’de John Stuart Avam Kamarasında kadınlara oy hakkı verilmesini savunan bir yasa değişikliği önerisi sunmasıyla başlamış ve bundan sonra “Suffragettes” diye adlandırılan kadın örgütleri oluşmuştur. Başlangıçta anayasal ve yasal çerçevenin içinde kalarak parlamenterleri etkilemek yoluyla oy hakkı tanınmasını sağlamaya çalışan “Anayasal Suffragettes” hareketi ortaya çıkmıştır. WSPU ise kuruluşundan itibaren etkisiz olduğunu ileri sürerek bu yöntemleri reddetmiş ve parlamento dışı mücadele yöntemleri kullanmıştır. Liberal Parti’nin iktidara gelmesine yol açan 1906 seçimlerinden sonra Londra’ya taşınan bu örgütün ilk eylemi Başbakanlık konutuna kadar bir yürüyüş düzenlemek ve Başbakan Sir Henry Campbell-Bannerman’la görüşmek oldu.

Bundan sonra kadınlara oy hakkı tanınmasına karşı olan Maliye Bakanı Asquith’e karşı mücadele açan WSPU, 1908’de Asquith’in Başbakan olmasından sonra hükumetle giderek sertleşen bir mücadele içine girecekti. Hyde Park’taki büyük gösteriden birkaç hafta sonra yapılan bir gösterideki kışkırtıcı davranışlarından dolayı örgütün liderlerinden bir kısmı hapse atıldı. Bundan sonra sık sık hapse giren kadınların açlık grevi yapmaları kamuoyunu etkilerken hükumeti de zor durumda bırakacaktı. Bu ortamda, hem Liberal hem de Muhafazakar Partiden kadınlara oy hakkı verilmesine taraftar olan parlamenterlerin girişimiyle bir yasa tasarısı hazırlandı, ancak bu tasarı 1911 yılında Avam Kamarasında reddedildi. Aynı yıl Başbakan tüm yetişkinlere oy hakkı tanıyan bir yasa çıkarılacağını ve kadınlara oy hakkı verilmesiyle ilgili yasa değişikliğinin de parlamentoda görüşüleceğini açıklayınca WSPU yalnızca kadınları kapsayan bir yasa çıkarılması gerektiğini ileri sürerek tepki gösterdi. Bundan sonra örgütün şiddet eylemleri artmaya başladı.

1912 Martında Piccadilly çevresindeki vitrinlerin kırılmasından sonra adeta bir terör örgütü haline gelen WSPU 1913’ten başlayarak . kundakçılık, evlere bomba koymak vb. gibi eylemler düzenledi. Bu olaylar can ve mal kaybına yol açarken o zamana kadar kadın haklarına sempati duymuş olan erkekleri de ürkütüyordu. WSPU, bu tarihlerden başlayarak siyasal çizgisini de değiştirmeye başladı. Birlik kurulduğu zaman Keir Hardie’nin işçi Partisine yakındı ve ondan destek görüyordu. Bundan sonra ise giderek Muhafazakar Parti’ye 1908 yaklaştığı ve savaş sonrasında birlik liderlerinin Muhafazakar Parti’ den seçimlerde aday oldukları görülür. Christabel Pankhurst, 1918’de sağ koalisyonun, anne Pankhurst ise 1926 yılında Muhafazakâr Parti’nin adayı olarak seçimlere katıldılar. Ancak her ikisi de milletvekili seçilemediler. Pankhurst’lerden sadece Sylvia sonuna kadar sosyalistliğini sürdürdü. Doğu Londra Kadın Hakları Federasyonu Başkanı olarak çeşitli etkinlikler gösterdi. İşçi ve yoksul kadınlardan oluşan bu örgüt WSPU’ya oranla daha küçük çaplı eylemlerde bulunuyordu.

Savaşın başlamasıyla birlikte yıllardır hükumete karşı bayrak açmış olan WSPU, tutumunu değiştirerek savaş hükumetini destekleme kararı aldı ve eylemlerine son verdi. Örgüt liderleri bu şekilde hareket ederek savaştan sonra oy hakkını kazanacaklarını umuyorlardı. Bu umut boş çıkmadı ve savaş ertesinde sınırlı da olsa kadınlara oy hakkı tanıyan bir yasa çıktı. XX. yüzyılın başları ABD’de de “Suffragettes” hareketinin geliştiği ve etkinliğini arttırdığı yıllardır. Burada 1869’da kadınlara oy hakkı tanınması için mücadele verecek olan iki büyük örgüt kurulmuştu, Bunlardan Elizabeth Cady Stanton’un başkanı olduğu National Woman Suffrage Association (NAWSA) yalnızca kadınlara açıktı ve ulusal düzeyde çalışmalara ağırlık veriyordu. Lucy Stone’un başkanı olduğu American Woman Suffrage Association (AWSA) kadınların yanında erkekleri de kapsıyor ve eyalet düzeyinde etkinlik gösteriyordu. Bu örgütler İngiltere’de olduğu gibi orta sınıf ve Anglo-Sakson kadınlardan oluşuyordu. Yüzyılın başında ABD`nin bazı batı eyaletlerinde kadınlara oy hakkı tanınmış durumdaydı.

1910’lara gelindiğinde doğudaki sanayileşmiş eyaletlerde örgütlenmiş bulunan kadınlar, oy hakkı kazanmak için etkinliklerini arttırmışlardı. 1912 yılı içinde New York ve diğer büyük kentlerde yapılan yürüyüşler ve gösteriler kamuoyunun dikkatini çekecek nitelikteydi, Ancak bu gösterilerin İngiltere’dekiler gibi şiddet olaylarını. içermediğini belirtmek gerekir. 1913 Martında Washington’da Wilson’un başkanlık yemini ettiği gün yapılan yürüyüşü kadın haklarına karşı olan bir grup durdurduğunda polisin, izni alınmış olan bu gösterinin sürdürülebilmesi için herhangi bir şey yapmaması tepkiye yol açtı. Kadınların davasını destekleyenlerin sayısının bu olaydan sonra belirli bir artış gösterdiği görülmüştür. Bu arada İngiltere’de çok sert bir biçimde sürdürülen hareket ABD’deki kadın örgütlerini de etkiledi ve NAWSA içinde bölünmeye yol açtı. İngiltere’deki “Suffragettelerle birlikte çalışmış olan Alice Paul ve Lucy Burns ülkelerine döndüklerinde İngilte’re’deki taktiklerin ABD’de de uygulanabileceğini savunmuşlar, ancak ABD’de saygınlığını korumanın çok önemli olduğunu savunan NAWSA’yı ikna edememişlerdi.

Sonunda bu iki kadın, üyesi oldukları NAWSA’dan uzaklaştırıldılar ve Kongre Birliğini (Congressional Union) kurdular. Bu birlik daha sonra Kadın Partisi (Women’s Party) adını aldı ve tüm ülkede örgütlenmeye başladı. Kadın Partisi büyük gösteri yürüyüşleri, polisle çatışma ve kendilerini Beyaz Saray’ın parmaklıklarına zincirleme gibi İngiltere’de WSPU’nun kullandığı taktikleri uyguluyordu. Yine de ABD’deki hareket İngiltere’deki kadar sert olmamıştır. XX. yüzyılın başlarında Kadınlara Oy Hakkı Hareketleri Fransa ve Almanya gibi sanayileşmiş ülkelerde de önemli bir gelişme göstermiştir. 1901 yılında Fransa’da Mile. Brunswick tarafından kurulan “Union Française Pour le Suffrage des Femmes” in tek amacı kadınlara oy hakkı sağlamakta. Katolik, Protestan ve sosyalist kadınlardan oluşan bu geniş tabanlı birlik kısa sürede önemli bir. gelişme göstermişti. Öyle ki 1914 yılında 45 ilde örgütlenmiş durumdaydı ve 9000 kadar üyesi vardı.

Fransa’daki hareket İngiltere’dekinden farklı olarak şiddet yöntemleri kullanmamakla birlikte, oldukça aktif bir mücadele yürütmüştür. Ancak, Katolik bir ülke olan Fransa’da-Suffragetteler kendilerini destekleyecek başka güçler bulamadılar. Sağ partiler, kadınlara oy hakkı verilmesinin ailenin ve . kocalık otoritesinin çöküşüne yol açacağını ileri sürerek bu talebe karşı çıkıyorlardı. Sol ise kadınların Kilise’nin etkisi altında kalacağını söyleyerek onlara oy hakkı tanınmasına karşı idi. Sendikaların da bu sorun karşısında ilgisiz kaldıkları Fransa’da, Sosyalist Parti Başkanı Jean Jaurs ve bazı sosyalistlerden başka kadınlara oy hakkı verilmesini savunan yoktu. Nitekim Jaurs’ in 1912’de bu konuda Parlamentoya sunduğu bir öneri reddedilmiştir. Fransa’da sağ ve solun bu tutumu nedeniyle kadınlara oy hakkı verilmesi için uzun bir süre geçmiş ve ancak II. Dünya Savaşı ertesinde bu gerçekleşmiştir. XIX. yüzyılın sonlarından itibaren güçlü bir kadın hareketinin var olduğu Almanya’da, kadınlara oy hakkı için mücadele 1902’de başlamıştır.

Bu mücadeleyi yürüten örgüt Anita Augspurg tarafından kurulan “Deutscher Verband für Frauenstimmrecht” (Kadınlara Oy Hakkı İçin Alman Birliği) 1902’den 1908’e kadar sol liberallerle işbirliği yapmış ve bu yolla parlamentoyu etkilemeye çalışmıştı. 1907-1908’de sol liberallerin imparatorluk Hükumetini desteklemek için sağla koalisyon yapması üzerine .bu birlik siyasal partilerden bağımsız olarak hareket etmeye karar verdi. 1908’den başlayarak Almanya’daki hareket önemli ölçüde İngiliz “Suffragettelerinin etkisi altında kalmıştır. 21 Haziran 1908’de Hyde Park’ta yapılan gösteriye birliğin başkanı Anita Augspurg ve 50 Alman kadını da katılmış ve bundan sonra iki ülkenin “Kadınlara Oy Hakkı savunucuları arasında yakın ilişkiler başlamıştır.

Ancak Almanya’da şiddet hiçbir zaman kullanılmamış, hatta 1912’ye kadar sokak gösterisi bile yapılmamıştır. Sokak gösterilerinin yapılmamasının en önemli nedeni, kendilerini SPD’den (Sosyal Demokrat Parti) ayırmaya özellikle dikkat eden “Suffragettelerin SPD’nin sık sık kullandığı ve zaman zaman “devrim provası” diye adlandırılan bu taktiği uygulamayı istememeleridir. Bu nedenle Alman ” Suffragetteleri daha çok halka açık toplantılar düzenlemeyi tercih etmişlerdir. 1914’te savaşın başlaması başka ülkelerde olduğu gibi Almanya’da da “Suffragette” hareketinin sonu olmuştur.


Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.