İdeoloji Nedir? Tarihi Ve Tanımı | Özellikleri Nelerdir? Hakkında Bilgi

İdeoloji Nedir Tarihi Ve Tanımı Özellikleri Nelerdir Hakkında BilgiMax Weber’in, bir makale boyutlarını aşmayan ünlü incelemesi “Protestan Ahlaki ve Kapitalist Zihniyeti bir dergide yayınlandığında yıl 1904’tü. Ama bugüne değin başka hiç bir Alman sosyoloğu ve siyasal bilimcisi, 1920’de ölen Max Weber’i, yalnızca ilk yirmi yılını yaşadığı yüzyılın en büyük Alman toplum bilimcisi olmak ünvanından yoksun bırakamadı. Weber’e ilişkin bu yargı, kuşkusuz, bir tek o yazısına bakarak verilmemişti. Weber’in başka çalışmalarının da bunda rolü vardı, ama protestan ahlaki ile kapitalist zihniyet arasındaki ilişkiyi incelediği o yazısı, getirdiği bakış açısının yeniliği ve gücüyle hem derhal dikkatleri çekmiş hem de bugün bile sürüp giden tartışmaları başlatmıştı. Almanya’nın Erfurt kentinde 21 Nisan 1864 tarihinde doğmuş olan Weber’in düşüncesi XIX. yüzyılın son on beş yılında biçimlenmiştir. Bu yıllar, Bismarck’ın düşüp yerini genç imparator Wilhelm II’nin aldığı, Almanya’nın birliğini büyük ölçüde tamamlamış olarak kendi kabuğundan çıkıp sömürgeciliğe giriştiği, sanayi ve ticaretle birlikte bilimin ve silahlanmanın büyük bir hızla geliştiği yıllardı.

Bu dönem, aynı zamanda, Almanya’da toplumsal hakların da yayıldığı, demokratik ve reformist görüşlerin toplumun geniş bir kesiminde kök saldığı, Bismarck’tan kalan mirasın tartışıldığı ve Wilhelm Irnin gittikçe daha fazla dış siyasete karıştığı bir dönemdi. Kısacası, Weber kendini büyük bir toplumsal hareketlilik ve tartışma ortamında bulmuştu. Bir başka deyişle, teori ile eylemin çakıştığı bir ortamdı bu. En azından Max Weber için bu böyle olmuş olsa gerektir. Çünkü belli bir görüşe sahip olduktan sonra bütün dikkatini “bilim’ adamlığı” ile “eylem adamlığı”nı bağdaştırmaya, bunun ne ölçüde mümkün, ne ölçüde imkânsız olduğunu araştırmaya vermiştir. Max Weber oldukça kültürlü bir aile çevresinde yetişmişti. Bir hukukçu olan babası siyasete atılmış ve liberal partinin aşırı sağ kanadında yer almıştı, Bu sayede Weber daha çok gençken Dilthey, Mommsen, Treitschke ve Friedrich Kapp gibi ünlü düşünür ve siyasetçilerle tanışmıştı. Kaldı ki okumaya olan merakı çok küçükken başlamıştı. Daha on üç yaşındayken tarihle ilgili denemeler kaleme almıştı. Bu yüzden lise öğrenimini çok yayan buluyordu. Yüksek öğrenimini Heidelberg Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesinde yapmıştı. 1893 sonunda yeğeni ile evlendi. 1894’te Freiburg Üniversitesi’ne öğretim üyesi olarak girdi. İki yıl sonra Heidelberg’e, mezun olduğu üniversiteye döndü.

Ne var ki Weber bir aydın olarak son derece hırslı ve titiz biriydi. Çok çalışıyordu; bir gün kendisini eleştiren eşini “gece bire kadar çalışmazsam profesör olamam ki” diye yanıtlamıştı. Ama bu yoğun çalışma, zaten dört yaşındayken bir menenjit geçirmiş olan Weber’in sağlığını bozdu. Özellikle ruhsal bakımdan zayıf düştü. Çok çalışmanın verdiği ruhsal gerilim zaman zaman şiddetli depresyonlara yol açıyordu. Bu durum üniversitedeki çalışmalarını da aksatmaktaydı. istifa etmek istediyse de kendisine çok değer veren üniversite bunu kabul etmedi ve Weber’e ücretli izin verdi. Weber sık sık yurt dışı gezilere çıkarak sağlığına kavuşmayı denedi. 1899 yılı başında kısa bir süre bir klinikte tedavi gördü. İsviçre’ye yaptığı kısa bir geziden sonra yeniden çalışabilecek duruma geldi. 1903 yılında Archiv für Sozialwissenchaft und Sozialpolitik adlı dergiye Werner Sombart’la (1863-1941) birlikte yayın yönetmeni oldu. Bu dergi kısa zamanda büyük başarı kazandı ve Naziler tarafından kapatılıncaya dek Almanya’nın en büyük toplum bilim dergisi olarak kaldı. Weber de herhangi bir yazı yazamadan geçen dört buçuk yıldan sonra böylece yeniden entellektüel bakımdan verimli ve üretken bir yaşama dönmüş oldu. Birbiri ardına birçok deneme yazdı. Bunların arasında özellikle Protestan ahlaki üstüne olanı çok ilgi çekti.  Aynı yıl davetli olarak ABD’ye gitti ve üç ay kaldı. Birçok konferanslar verdi.

1905’te Rusya üstüne iki uzun deneme kaleme aldı: “Rusya’da Burjuva Demokrasisinin Durumu” ve “Rusya’nın Sözde Anayasal Düzene Geçişi”. 1908’den başlayarak yeni merak sardığı bir alanda, antik tarih konusunda çalışmaya başladı. Bir ansiklopedi için, antik toplumların ekonomik ve siyasal yapısı üzerine uzun bir deneme hazırladı. Savaş başlayıncaya değin çalışmaları özellikle antik tarih, Protestanlık ve demokrasi, siyasal yaşam üzerinde yoğunlaştı. Özellikle doğu dinleri Budizm, Brahmanizm, Taoizm üzerinde incelemeler yaptı. Bu incelemeler sırasında vardığı bulgulardan kendi tarih ve toplum bilim anlayışını oluşturmakta yararlandı.1918 yılında Viyana Üniversitesinde “Maddeci Tarih Anlayışının Pozitif Eleştirisi” konulu bir konferans verdi. 1919 yılında Münih Üniversitesi’ne öğretim üyesi oldu. Burada verdiği ekonomi dersleri sonradan öğrencilerinin ısrarı üzerine “Genel Ekonomi Tarihi” başlığıyla kitap halinde yayınlandı. Bu kitap Max Weber’in sağlığında yayınlanan son eseri oldu. 1920 Haziranında zatürreden öldü. Max Weber bütün yaşamı boyunca milliyetçiliğe, hatta Alman milletinin tarihsel bir görevi olduğuna inanmış biriydi. Bununla birlikte, o devir Almanya’sının Treitschke ve benzeri tarihçilerinin, yazarlarının tersine bireysel özgürlüğe ve bilimsel çalışmada nesnelliğe, tarafsızlığa inanıyordu. Irkçılığa kesinlikle karşıydı, ayrıca milliyetoiliğin çoğu zaman yöneticilerin kötüye kullandıkları bir araç olduğunu ifade etmekten de kaçınmıyordu. Bu nedenlerle birçok kez resmi çevrelerle sürtüşme içine girmişti.

Siyasetin hemen her zaman gerektirdiği “taraflılık”, “taraf tutma” gereği ile bilim adamının “nesnel olma”, “tarafsız kalma” ödevi arasındaki çelişki ömrünün sonuna dek Weber’in ilgisini çekmiştir. Üstelik bu ilgi Weber için yalnızca teorik bir sorun değildi, kendi kişiliğinde de duyduğu bireysel, kişisel bir sorundu. Weber bu konuyu özellikle “Siyaset ve Siyaset Adamı” ile “Bilim ve Bilim Adamı” başlıklı denemelerinde ayrıntılı bir biçimde işlemişti. Öte yandan, bu sorun tarihçiler için de geçerliydi. Weber’e göre tarihçi ancak taraf tutarak bir değerlendirme yapabilirdi oysa böylece bir bilim adamı olma niteliğini de yitirirdi. Weber sonradan tarih çalışmalarında geliştirdiği bir başka sorun üzerinde de durmuştu: insanların yaşadıkları gerçek ile tarihçilerin çok sonra yansıtmaya çalıştıkları gerçek arasındaki ilişki. Kaldıki insanların yaşamış oldukları gerçek de her zaman hakiki olmayabilirdi Weber’e göre. Çünkü aslında şarlatan bir politikacı kendini son derece yurtsever biri gibi göstermeyi başarmış olabilirdi. Tarihsel bir olgunun değişik yorumları arasında Weber kendiliğinden bir hiyerarşi olduğu görüşündeydi. Örneğin, Weber’in özellikle ilgi duyduğu bir alanda, din tarihinde, ilkin din kurucusunun, peygamberin ne dediği, sonra o devirde bunun nasıl karşılandığı, nihayet bugünkü bakış açısından ve bilgilerden hareketle getirilen yorum gelmeliydi.

Max Weber gerek siyaset ve bilim, gerekse tarih üstüne yaptığı çalışmalar sırasında sonradan siyaset sosyolojisi denen alana da ister istemez uzanmış hatta buna öncülük etmişti. Öncelikle “iktidar” sorununa eğilmişti. Çeşitli toplumlarda iktidar nasıl oluşuyordu? Weber’in bu soruya yanıtı bu alanda yenilik getiren bir görüştü. Weber toplumları iktidara boyuneğme biçimleri bakımından üçe ayırıyordu: geleneksel, akılcı ve karizmatik. Weber’e göre iktidar bazı toplumların fazla kurcalamadan geleneksel olarak benimsemeye alıştıkları bir olguydu. Bazı toplumlar ise iktidarı akılcı ölçütlere göre değerlendiriyorlardı. Nihayet birçok toplum da siyaset liderinin “karizması”na (büyüleyiciliğine, sürükleyiciliğine) göre iktidarı belirliyordu. Weber’in siyasal bilime getirdiği yöntem feslefi planda “yeni-kantçı” olarak adlandırılan bir akıma dayanmaktaydı. Bu nedenle, Weber, sorunları hemen hep eylem ve değer yargısı bağlamında çözmeye çalışmaktaydı. Bu, aynı zamanda ahlaksal ölçütlere göre belirlenen bir yaklaşım da meydana getirmekteydi. Toplumsal yapının çözümlemesinde ise Weber’in siyasal bilime başlıca katkısı kültürel etkenlere verdiği önemde olmuştur.

Weber bir toplumun evrimini ekonomik ve siyasal etkenler kadar hatta bazen onlardan da çok kültürel etkenlerin belirlediğini savunmaktaydı. Weber siyasal bilim alanında sahip olduğu yeri getirdiği yanıtlardan çok sorduğu sorulara, ortaya attığı sorunlara borçludur. Weber’in belki birçok yanıtı söylenebilecek en doğru görüş değildir ama onunla aynı görüşü paylaşmayanların bile kabul ettikleri bir gerçek Weber’in çalışmalarıyla siyasal bilim alanında yeni bir çığır açılmış olduğudur.

Benzer Yazılar


10 Yorum

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.