Milli Cemiyetler Nelerdir? Özellikleri Ve Önemi Hakkında Bilgi

Milli Cemiyetler Nelerdir Özellikleri Ve Önemi Hakkında Bilgiİtilaf Devletleri, Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra yurdumuzu işgal ederek Türk milletini ortadan kaldırmaya ve Türk vatanın’ paylaşmaya kararlı olduklarını göstermişlerdi. Diğer yandan ateşkes hükümleri gereği Osmanlı ordusu Terhis edilmiş ve ülkede işgallere karşı koruyacak düzenli askeri birlikler kalmamıştı. Bunun üzerine savunmasız kalan Türk milleti her türlü imkansızlığa rağmen kendisini savunmak için harekete geçmişti. İşte Türk milletinin bağımsız yaşama isteğinin ve vatanseverlik duygusunun eseri olarak ortaya çıkan bu direniş azmine “Kuvayı-milliye ruhu” adı verildi. Milletimizin bağımsızlığını yeniden kazanmak için giriştiği silahlı mücadeleye de “Kuvayımilliye Hareketi” denildi.

İşgal kuvvetlerine karşı ilk Kuvayımilliye hareketi Hatay Dörtyol’da başladı. Fransızlar ve onlarla birlikte hareket eden Ermenilerin saldırılarına karşı silaha sarılmaktan başka bir yol kalmadığını gören halk 19 Aralık 1918’de Fransız birliğine ateş açtı. Böylece Milli Mücadele sürecinde “Güney Cephesi” adıyla bilinen cephe açılmış oldu.

Güney Cephesi’nde Fransız işgaline karşı ortaya çıkan Kuvayımilliye ruhu İzmir’in işgali üzerine Batı Cephesi’nde de kendisini gösterdi. Ege Bölgesi’nde bulunan komutanların ve efe olarak adlandırılan liderlerin etrafında teşkilatlanan silahlı Kuvayımilliye birlikleri halkın kurtuluşa olan inancını ve direniş azmini kuvvetlendirdiler. Ayrıca düşman ilerleyişinin hızını keserek Milli Mücadele’nin hazırlık devresinin tamamlanması ve düzenli ordunun kurulması için gereken zamanı kazandırdılar. Türk milleti Kuvayımilliye birliklerinin yanı sıra haklarını savunmak ve sesini dünyaya duyurmak için cemiyetler de kurdu. Genellikle işgal tehlikesi altındaki yörelerimizde kurulan bu cemiyetlere Müdafaa-i Hukuk, Muhafaza-i Hukuk veya Redd-i ilhak gibi adlar verildi.

Milli Cemiyetler Hangileridir?

Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti: Mondros Ateşkes Antlaşması ile doğu illerinin Ermenilere verileceğinin anlaşılması üzerine 4 Aralık 1918’de Istanbul’da kuruldu. Cemiyet, söz konusu illerin Türklüğünü savunurken Ermenilerin buralarda hiçbir zaman çoğunluk olamadıklarını belgeleriyle ortaya koymaya çalıştı. Türkçe ve Fransızca gazeteler çıkararak fikirlerini Türk ve dünya kamuoylarına duyurmaya gayret gösterdi.

Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti: Anadolu’nun birçok şehrinde şubeleri bulunan bu cemiyet, Sivas Valisi Reşit Paşa’nın eşi Melek Hanım ve arkadaşları tarafından 5 Kasım 1919’da Sivas’ta kuruldu. Cemiyetin amacı, kadınların Milli Mücadele’ye etkin biçimde katılmalarını sağlamak ve yardım kampanyaları düzenleyerek ordumuzun ihtiyaçlarının karşılanmasına yardımcı olmaktı.

Cemiyet, İstanbul’daki Amerikan, İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilciliklerine gönderdiği telgraflar ve düzenlediği mitinglerle işgalleri protesto etti.

İzmir Müdafaa-i Hukuk-ı Osmaniye Cemiyeti: Cemiyet, 2 Aralık 1918’de İzmir’de kuruldu. Ege Bölgesi’nde Türklerin büyük çoğunluğa sahip olduğunu belgelerle ortaya koyan bu cemiyetin amacı, İzmir ve çevresinin Yunanistan’a katılmasını engellemekti. Cemiyet, Yunan işgaline karşı bölgede kurulmuş olan diğer cemiyetleri de kendi çatısı altında toplamış ve silahlı mücadele kararı almıştı.

Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti: Trakya’nın Yunanlılar tarafından işgalini önlemek amacıyla 2 Aralık 1918’de Edirne’de kuruldu. Cemiyet, bölge halkını işgale karşı bilinçlendirmek ve teşkilatlandırmak için kongreler düzenledi. Ayrıca Trakya’nın her bakımdan Türk vatanı olduğunu ve nüfusunun çoğunluğunu Türklerin oluşturduğunu belgelerle kanıtlayıp dünyaya duyurmaya çalıştı.

Kilikyalılar Cemiyeti: Adana ve çevresinin Fransızlar tarafından işgal edileceğinin duyulması üzerine 21 Aralık 1918’de İstanbul’da bir araya gelen Çukurovalılar tarafından kuruldu. ilk zamanlarda yayın yoluyla mücadele eden cemiyet, bölgenin işgalinden sonra merkezini Adana’ya taşıdı ve silahlı savunma teşkilatı kurdu.

Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti: 12 Şubat 1919’da Trabzon’da kurulan cemiyetin amacı, bölgede yaşayan Rumların ve Ermenilerin zararlı faaliyetlerine son vermekti. Karadeniz Bölgesi’nde devlet kurmak isteyen Pontusçu Rumlara karşı silahlı teşkilatlar oluşturan bu cemiyet ayrıca istiklal adlı bir gazete çıkardı. Trabzon Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti Erzurum Kongresi’nin toplanması konusunda da Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-ı Hukuk-ı Milliye Cemiyeti ile iş birliği yaptı.

Milli Kongre Cemiyeti: İstanbul’da faaliyet gösteren bazı siyasi partilerin ve milli cemiyetlerin temsilcilerinin bir araya gelmesiyle 29 Kasım 1918’de kuruldu. Cemiyetin amacı, Türklere yönelik haksız ve gerçek dışı yayınlara ilmive tarihi belgelerle cevap verebilmekti. Cemiyetin bir diğer amacı ise vatanın kurtuluşu için çalışan bütün milli kuvvetleri bir çatı altında toplamaktı.


Mustafa Kemal, bölgesel kurtuluş yolları arayan ve birbirinden ayrı faaliyet gösteren milli cemiyetlerle kesin bir zafere ulaşılamayacağı düşüncesindeydi. Ona göre vatanın ve milletin kurtuluşu için öncelikle bu kuruluşların güçlerini birleştirmeleri gerekiyordu. Milli Mücadele kahramanlarından Mareşal Fevzi Çakmak da cemiyetlerin birleşmesi gerektiğine inanmış ve bu konu hakkında “Eğer Mondros Mütarekesi’ni takip eden aylarda, bir uçaktan Anadolu’ya bakarsanız yer yer yanan ateşler görülecektir. Bunlar ışıldayan çoban ateşleridir. Bu ateşleri birleştirecek bir alev lazımdır. İşte onu Mustafa Kemal’in meşalesi temin etti.” demiştir.

Fevzi Paşa’nın da belirttiği gibi Mustafa Kemal, Sivas Kongresi’nde alınan bir kararla milli cemiyetleri Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adıyla tek çatı altında topladı. Böylece dağınık hâldeki milli kuvvetleri bir araya getirerek birleştirme ve bütünleştirme gücüne sahip bir lider olduğunu gösterdi.

Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçme kararını verdiği günlerde Samsun ve çevresinde bulunan Pontusçu Rumlar itilaf kuvvetlerinin bölgeye gelişinden de aldıkları cesaretle saldırılarını arttırıyorlardı. Rumların saldırılarına karşı Türklerin kendilerini savunma çabaları ise İtilaf Devletleri tarafından Samsun ve çevresindeki Türklerin Hristiyanlara saldırısı şeklinde yorumlanıyordu. itilaf Devletlerinin temsilcileri Osmanlı Devletinden bu karışıklıkları önlemesini istemişler; aksi hâlde Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 7. maddesine dayanarak bölgeyi İşgal edeceklerini bildirmişlerdi. Bunun üzerine Osmanlı yönetimi Karadeniz Bölgesi’nde düzeni yeniden sağlayacak kişi olarak Mustafa Kemal Paşa’yı görevlendirdi. Mustafa Kemal de 16 Mayıs 1919’da 9, Ordu Müfettişliği göreviyle Samsun’a gitmek üzere İstanbul’dan ayrıldı, 0, görevlendirildiğini öğrendiğinde duyduğu sevinci ve coşkuyu daha sonra şu sözlerle anlatmıştır:

“Talih bana öyle müsait şartlar hazırlamıştı ki kendimi onların kucağında hissettiğim zaman ne kadar bahtiyarlık duyduğumu tarif edemem. Nezaretten çıkarken heyecanımdan dudaklarım, ısırdığımı hatırlıyorum. Kafes açılmış, önümde geniş bir âlem vardı. Kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibiydim.


20 Yorum

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.