Darülfünundan Üniversiteye Geçiş Hakkında Bilgi

TDarülfünundan Üniversiteye Geçiş Hakkında Bilgiürk milletini çağdaş uygarlığın ortağı yapmak isteyen Atatürk, bu amaçla milletimize bilimi rehber edinmesi çağrısında bulunmuştu. Çünkü o, çağdaş uygarlığın temelinin bilime ve onun uygulamaya geçirilmesiyle ortaya çıkan teknolojiye dayandığını biliyordu. Bilimin ve teknolojinin üretilip geliştirildiği yerler ise üniversiteler idi. Ancak Kurtuluş Savaşı’ndan yeni çıkmış olan ülkemizde üniversite eğitimi yetersizdi. Bu nedenle Atatürk savaş biter bitmez harekete geçerek ülkemizde yüksek öğretimin gelişmesi için çeşitli Avrupa ülkelerindeki üniversitelere öğrenciler gönderdi.

Cumhuriyetimizin kurulduğu günlerde ülkemizdeki tek yüksek öğretim kurumu İstanbul Darülfünunuydu. Cumhuriyet yönetimi bütün eksikliklerine rağmen 19. yüzyılda kurulmuş olan bu eğitim kurumuna büyük önem verdi. Onu bilimin, teknolojinin ve çağdaş zihniyetin yerleşmesine öncülük yapacak bir merkez olarak görüp destekledi.

HükCımet, Darülfünunu idari ve akademik anlamda özerk hâle getirerek ders programlarına ve öğretimine müdahale etmedi. Böylece kurumun özgür bir ortamda bilimsel gelişimini sürdürmesinin yolunu açtı. Ancak bütün bu iyi niyetli çabalara rağmen Darülfünun, Türk toplumunun bilimsel gelişimi ve kalkınması yolunda kendisinden beklenen katkıyı sunamadı. Diğer yandan inkılaplara ve ülkemizin geçirdiği büyük değişime ayak uydurmakta da zorlandı. Dönemin Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip, Darülfünunun bu durumunu şu sözlerle ifade etmiştir:

“… Memlekette sosyal ve siyasi büyük inkılaplar oldu. Darülfünun bunlara karşı tarafsız bir gözlemci gibi kaldı. Ekonomik alanda anlamlı hareketler oldu. Darülfünun bunlardan habersiz göründü. Hukukta radikal değişiklikler oldu. Darülfünun yalnız yeni kanunları öğretim programına almakla yetindi. Harf Devrimi oldu. Öz dil hareketi başladı. Darülfünun hiç tınmadı. Yeni bir tarih anlayışı, milli bir hareket halinde bütün ülkeyi sardı. Darülfünunda buna ilgi uyandırabilmek için üç yıl kadar uğraşmak ve beklemek gerekti. İstanbul Darülfünunu artık durmuştu, kendisine kapanmıştı. Her şeyden soyutlanmış halde dış âlemden elini ayağını çekmişti.” Falih Rıfkı Atay da tepkisini “Darülfünun Türk inkılabına dair on seneden beri bir tek sayfa telif eklememiştir. Darülfünunun Türk inkılabına karşı bu vaziyeti nasıl değerlendirilebilir? Biz ne tarafsızlığı ne de yetersizliği kabul ederiz.” sözleriyle dile getirmiştir.

Darülfünuna yönelik tepkilerin giderek artması üzerine hükümet meseleye köklü bir çözüm getirmek için harekete geçti. Bu amaçla Cenevre Üniversitesinde görevli İsviçreli bilim insanı Profesör Albert Malche’yi (Albırt Malşe) Türkiye’ye davet etti. Ondan Darülfünun hakkında bir rapor hazırlamasını istedi. Albert Malche de 1932 yılı başlarında ülkemize gelerek raporunu hazırladı. Malche raporunda Darülfünunun bilimsel yön-den yetersiz olduğunu ve ülkenin gelişimine uyum sağlayamadığını vurguladı. Öğretim üyelerinin yurt dışında yetiştirilmesi, yabancı dil eğitimine önem verilmesi, öğrencilerin araştırmaya yöneltilmesi, derslerde uygula-maya önem verilmesi gibi önerilerde bulundu, Malche raporunda, kütüphanelerin iyileştirilmesi, spor tesislerinin, yurtların, yemekhanelerin yapılması ve sosyal ortamların geliştirilmesi konularına yer verdi. Ayrıca üniversitenin halka yönelik konferanslar düzenleyip bir dergi çıkararak toplum ile iletişim kurması gerektiğini belirtti.

Prof. Malche’nin raporu Atatürk ve hükümet tarafından incelendikten sonra üniversite reformuna yönelik bir kanun tasarısı hazırlandı. TBMM’de kabul edilen bu kanunla Darülfünun kapatıldı ve onun yerine 1 Ağustos 1933’te İstanbul Üniversitesi kuruldu. İstanbul Üniversitesi 18 Kasım 1933’te öğretime başladı. Atatürk, İstanbul Üniversitesinin yeni bir ruh, yeni bir dinamizm ile öğretime açılışı nedeniyle kendisine çekilen saygı ve bağlılık telgrafına “İstanbul Üniversitesinin açılışından çok sevinç duydum. Bu yüksek ilim ocağında, kıymetli profesörlerin elinde Türk çocuğunun müstesna zekâ ve eşsiz kabiliyetinin çok büyük gelişmelere erişeceğinden eminim” cümleleriyle karşılık verdi. Ülkemizin akla ve bilime verdiği değer ölçüsünde kalkınabileceğine inanan Atatürk, İstanbul Üniversitesinin her bakımdan çağdaş bir eğitim kurumu olmasını istemişti. Bu amaçla bir yandan bilimsel anlayışa sahip bir öğretim kadrosu kurulmasına önem verirken diğer yandan 1930’lu yıllarda Almanya’daki baskıcı rejimden kaçan bilim insanlarının Türkiye’ye gelmesini sağladı.

Atatürk’ün öncülük ettiği üniversite reformuyla kurulan İstanbul Üniversitesi her alanda başarılı çalışmalar yapmış, pek çok öğrenci yetiştirmiştir. Bu yönüyle diğer üniversitelerin kuruluşlarına kaynaklık etmiş ve bu üniversitelerimizin öğretim üyesi ihtiyacının karşılanmasında önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca düzenlediği halka açık konferanslar ve çeşitli etkinliklerle toplumumuzun aydınlanmasına katkıda bulunmuştur. Bu hizmetleri nedeniyle İstanbul Üniversitesi ülkemizdeki bilimsel gelişmelere ve kalkınma hamlelerine öncülük yapan önemli kurumlarımızdan biri olmuştur.

Benzer Yazılar


Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.