Halifeliğin Kaldırılmasının Nedenleri, Sonuçları Ve Maddeleri

1 Kasım 1922’de saltanat ve halifeliğin birbirinden ayrılması ve saltanatın kaldırılmasıyla son Osmanlı Sultan’ Vandettin’in elinde sadece halifelik makamı kalmıştı. Onun 17 Kasım 1922’de İngilizlere sığınarak yurt dışına çıkması üzerine de TBMM, Osmanlı ailesinden Abdülmecit Efendi’yi yeni halife olarak seçmişti.

Abdülmecit Efendi’yi halife seçen TBMM ondan yalnızca halife unvanını kullanmasını ve milli egemenliğe zarar verecek hareketlerden kaçınmasını bekliyordu. Ancak o kendisini siyasi bir güç olarak gördüğü için Meclisin bu beklentisine uygun davranışlarda bulunma Halifeliğin yan sıra Abdülmecit bin Abdülaziz Han şeklinde bir de saltanat unvanı kullanmaya başladı. Sultanlara özgü gösterişli resmî törenler düzenleyerek cumhuriyet yönetimine karşı olan çevreleri sarayında kabul etti. Onun bu hareketleri Meclisteki bazı milletvekilleri tarafından da desteklendi. “Halife Meclisin, Meclis Halife’nindir.” diyen bu kişiler Halifeyi Meclisin ve devletin başkanı gibi göstermeye çalışıyorlardı.

Halifeliğin Kaldırılmasının Nedenleri, Sonuçları Ve MaddeleriHalifelik makamı etrafında meydana gelen gelişmeler cumhuriyet yönetimi ve mill’i egemenlikle bağdaşmayan halifeliğin kaldırılması zamanının geldiğini gösteriyordu. Ancak Mustafa Kemal öncelikle kamuoyunu bu değişime hazırlamak gerektiğine inanıyordu. Bu amaçla çıktığı yurt gezileri sırasında yaptığı konuşmalarla aşağıdaki metinde kendisinin de belirttiği gibi halka konu ile ilgili düşüncelerini aktarmaya önem veriyordu.

“Hilafet sorunu konusunda halkın kaygı ve kuşkusunu gidermek için her yerde gereği kadar konuştum ve açıklamalarda bulundum. Dedim ki ‘ulusumuzun kurduğu yeni devletin alın yazısına, işlerine, bağımsızlığına, san! ne olursa olsun hiç kimseyi karıştırmayız. Bütün Müslümanları içine almakla yükümlüymüş gibi düşünülen bir halifenin görevini yapabilmesi için Türkiye Devleti ve onun bir avuç insanı Halife’nin buyruğuna verilemez. Millet bunu kabul edemez.”‘

Mustafa Kemal bir yandan halkı aydınlatmaya çalışırken diğer yandan Halife’nin cumhuriyet rejimi için tehlike doğurabilecek hareketlerinin önlenmesi için de çaba harcıyordu. Halife’nin kendisine ait bir halifelik hazinesi kurulmasını istemesi üzerine de hükümete şu talimatı vermişti:

“Halife, ataları olan padişahların yolunu izler görünmektedir. Halife ve bütün dünya bilmelidir ki bugün var olan Halife’nin ve hilafet makamının gerçekte ne din ne de siyaset bakımından hiçbir anlamı ve gerekçesi yoktur. Halife, kendinin ve makamının ne olduğunu açıkça bilmeli ve bununla yetinmelidir. Hükümetçe ciddi ve esaslı tedbirler alınarak bildirilmesini rica ederim.”

Halifelik devam ettiği sürece Türkiye Cumhuriyeti’nin iç ve dış politikasındaki iki başlılığn giderilemeyeceği görülmüştü. Diğer yandan bu makamın varlığı cumhuriyetin gelişip kökleşmesininin önünde önemli bir engel oluşturuyordu. işte bütün bu nedenlerden dolayı TBMM 3 Mart 1924’te kabul ettiği bir kanun ile halifeliği kaldırdı. Böylece milli egemenlik ilkesi gerçekleştirilirken Türkiye’nin çağdaş bir ülke olmasını sağlayacak yeniliklerin önündeki engellerden biri daha kaldırıldı. Ayrıca devlet ve toplum hayatında demokratik ve laik düzene geçiş yolunda önemli bir adım atılmış oldu.

Benzer Yazılar


1 Yorum

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.