Neoempresyonizm (Yeni İzlenimcilik) Nedir? Hakkında Bilgi, Özellikleri

Neoempresyonizm (Yeni İzlenimcilik) Nedir Hakkında Bilgi, ÖzellikleriSeurat, Signac vd. Yeni İzlenimcilik, İzlenimcilik akımı içinde, başka bir akım olarak biliniyor. Aslına bakılırsa, genel içindeki özel olarak duruyor, tamamen İzlenimcilik akımını oldukça etkiliyor. Öncelikle Yeni izlenimcilik’in bazı felsefi özellikleri var: “Sanat-kuram ilişkisinin üzerine gidilmesi”, “Akımın, özellikle başını çeken Georges Seurat ve Paul Signac gibi isimlerin durup, gelişmeler üzerinde düşünceler üretmesi ve üretimlerini kuramsal boyutta kaleme almaları”, “Akımın 19. yüzyılın son çeyreği itibariyle Konstrüktivizm’in (Yapısalcılık) temellerini atmış olması, ötesinde 20. yüzyılın sanatı için gerekli olan üç faktörün (gerçek, romantik ve simgesel) yanına konstrüksiyon faktörünü eklemesi”, “Nokta olgusuna çağdaş ve modern bağlamda tekrar bakması ve bazı yeni şeyleri görmesi”, “renklerin bölünmesi ilkesini geliştirerek ve resimde hareket olgusunu tekrar değerlendirmesi”. Bunlar iki Fransız, Seuratve Signac’tır. Çünkü onların, Yeni izlenimcilik’in öz olarak, noktalara dayalı puantalist biçim felsefesini, sanatın tarihine dikte ettirdiklerini ifade edebiliriz.

İkisinin de İzlenimcilik ve özellikle kendileriyle aynı zaman diliminde yapıtlar ortaya koyan İzlenimcilik Sonrası’nın ilkelerini ve dilini iyi inceledikleri anlaşılıyor. Yanı sıra 19. yüzyılda, sanatta değişimi sağlayan Realizm ve Romantizm akımlarının ilkelerini de doğru irdelediklerini fark ediyoruz. Aslında Romantizm akımı içerisinde, William Blake vb. gibi isimlerin, simgecilik üzerine kaydettikleri yolun da farkındalar (Özellikle yakın geçmişi ve zamanınızı iyi değerlendirdikten çözümledikten sonra, kendinizi, daha iyi ortaya koyabilirsiniz mantığına duyulan inanç). Seurat, Yeni İzlenimcilik’in kurucusudur. Sanat tarihi de onu öyle görür. Felsefesi, en genel vurgularla “renklerin bölünmesine ve bir takım optik karışımlara dayanmaktadır”. Genç yaşta ölmesine rağmen, ‘kendine özgülüğünü’ oldukça sağlam vurgulamış, bu arada akımın adeta manifestosu olan yapıtı da “Grand Jatte Adası’nda Yazın Bir Pazar Günü” isimli kompozisyondur. Bu yapıt bile, tek başına Seurat’yı algılamak için yeterlidir.

O, iyi bir desenciydi de. Kuramsal ve plastik araştırmalara yoğun ilgi duymuş, özellikle 1876’dan başlayarak Chevreul’ün ortaya koyduğu renklerin eşzamanlı karşıtlığı kanunların’ ve Romantik sanatçı Delacroix’nın kuramlarını incelemişti. Örneğin, gerilere, 15. yüzyıl İtalyan resmine kadar inme gereği duyarak, Piero della Francesca’nın yapıtlarından kopyalar yapmış, kuramsal okumalar gerçekleştirmiştir (1881’de Ogden N. Rood’un ‘Modern Renk Bilgisi’ isimli çalışmasını Fransızca’ya çevirmiştir. Ardından özellikle Heinrich W. Dove, Maxwell, Helmholtz’un yazılarını ve bilhassa Humbert de Superville’in “Sanatta Koşulsuz Göstergeler Üstüne Deneme” isimli kitabına okumada bulunmuştur).

Sanatçının, bilhassa 1884’deki Salon sergisinden ret görmesiyle, Bağımsızların sergilerine katıldığı, bu ortamda Signac, Dubois-Pillet, Cross, Angrand ile tanışmış olması, biyografisi açısından önemlidir. Tanıdığı bu sanatçılar ile Pissarro ve oğlu Lucien, Seurat’nın benimsediği yeni resim dilini hiç vakit kaybetmeden kabul etmişlerdir. Ayrıca bu sanatçılar, Seurat’nın etkisiyle Chevreul’ün renk çemberinin kullanılmasına dayanan renk noktalarının optik karışımı yoluyla gündeme gelen “renk-ışık etkileri”nin üzerinde de derinleşmişlerdir. Tam bu sırada, yukarıda da bahsettiğimiz “Grand Jatte Adasında Yazın Bir Pazar Günü” isimli yapıtı sekizinci ve son İzlenimciler sergisinde bir skandal yaratarak doğmuştur (1884-1886). 1885’de “Bilimsel Estetiğe Giriş”i yazan Ch. Henry ile tanıştıktan sonra, “her çizgi simgeseldir” tezini savunmuştur. Buradan, Seurat’nın noktacılıktan öte, noktadan çizgiye varan ve burada durup düşünen sanatçı yapısı, “her çizgi simgeseldir” dediği andan itibaren, Yapısalcılık ile Simgeciliği bileşime götürmüş oluyordu. Onda sanat psikolojik boyutun çizgiyle geldiği ifade edilir: “Yatay çizgiler dinginliği, bir köşeden karşı köşeye oluşan çizgilerse coşkusallığı işaret eder” sonucuna ulaşmıştır.

O öldüğü zaman arkadaşı Signac “Delacroix’dan Yeni İzlenimcilik’e” isimli bir incelemeyi, sanatçının anısına ithaf etmiştir (1899). Seurat’nın, yaratıcı ve bilimselliğe açık sanatı, tüm yapısalcı/bölmeci sanatçıları etkilemiştir. Kanımca, Fütürist, Kübist ve ardından Bauhaus ile De Stijl konstrüktivistlerini oldukça etkilediği bir gerçektir. Signac, Seurat ile birlikte Yeni İzlenimcilik akımının ikinci önemli ismidir. Daha uzun yaşamış, böylelikle Seurat ile birlikte sırtladıkları akımın bayrağını 1935’e, yani ölene değin taşımıştır. Özellikle, Seurat için, ölümünden hemen sonra ele aldığı “Delacroix’dan Yeni İzlenimcilik’e” incelemesiyle, Yeni İzlenimcilik’in ateşli savunucusu olduğu da ayrıca belgelenmiştir. Kendi kendini yetiştiren bu sanatçı, Monet yapıtlarına ilgi duymuş, Pissarro ve ardından 1884’de Seurat ile tanışmıştır. Irmak ve deniz manzaraları onu oldukça çekmiş, bölmeci tekniği, bu tür kompozisyonlara uygulamayı sevmiştir.

Cross, Maximilien Luce, van Rysselberghe, H. van de Velde, Lucie Cousturier, Henri Person ve 1904’te Saint Tropez’ye davet ettiği Matisse’i Yeni İzlenimcilik felsefesi bağlamında etkilemeyi başarmıştır. Özellikle bu, iki yaratıcı sanatçıyla, fakat ağırlık olarak Seurat ile Yeni İzlenimcilik bir akım olarak yeri ve tavrı belli olduktan sonra, akım kendinden önceki sanat oluşumlarını iyi hazmettiği için, sonrasına bir ışık olabilecek gücü kendinde bulmaya başlamıştır. Fransız Yeni İzlenimcilik’ine başlıca ilgi gösterenler, Bağımsızlar olarak nitelenen ve Salon sergilerinde ilgi gösterilmeyen Seurat, Signac, Pissarro, M. Luce, Van Gogh gibi isimler olurken, diğer taraftan da Fov Matisse, Derain, Almanya’da Kirchner, Heckel, Jawlensky, Kandinsky gibi dışavurumcular, İtalya’da ise Balla, Boccioni, Russolo, Severini gibi Fütüristler olmuştur.

Benzer Yazılar


1 Yorum

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.