Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Hakkında Bilgi

“Bir fikri daha düzeltmek isterim. Milletimizin içinde gerçek din alimleri, alimlerimiz içinde milletimizin gerçekten iftihar edebileceği din bilginlerimiz vardır. Fakat bunlara karşılık, ilmi kıyafet altında ilim gerçeğinden uzak, gereği kadar okuyup öğrenmemiş, ilim yolunda yeteri kadar ilerleyememiş hoca kıyafeti’ cahiller de vardır. Bunların ikisini birbirine karıştırmamalıyız.”

Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Hakkında BilgiTürkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra çeşitli tarikatlar etrafında toplanarak tekkeler ve zaviyeler kurmuşlardır. Bu dini kurumlar Anadolu’nun Türkler tarafından fethi sırasında önemli görevler üstlenmiştir. Tekkeler ve zaviyeler Orta Asya’dan göç eden Türk boylarına kucak açarak onların Anadolu ve Rumeli’ye yerleşmelerini kolaylaştırmış, böylece İslamiyet’in buralarda yayılmasını sağlamıştır. Ayrıca toplumsal yardımlaşma ve dayanışma duygularını güçlendirerek ve farklı insan gruplarını birbirleriyle kaynaştırarak Osmanlı Devleti’nin kurulup gelişmesinde rol oynamıştır. Bununla birlikte tekke ve zaviyeler 16. yüzyıldan itibaren kuruluş amaçlarından ayrılmaya başlamış ve inanç kurumları olmaktan uzaklaşarak başlarındaki kişilerin gelir sağladığı birer çıkar örgütüne dönüşmüşlerdir. Bunun sonucunda da toplumsal bütünlüğe, barışa ve hoşgörüye hizmet etmek yerine ayrılıkların ve çıkar çatışmalarının kaynağı haline gelmişlerdir.

Cumhuriyetin kurulduğu günlerde tekke ve zaviyeler her bakımdan büyük bir çöküntünün içerisinde bulunuyordu. Bu kurumların başlarındaki bulunan kişiler asıl dinin kendileri tarafından temsil edildiğini söyleyerek toplumsal parçalanmalara neden oluyor, insanların dini duygularını kullanarak maddi kazanç elde etmeye çalışıyorlardı. Ayrıca inkılaplara karşı çıkarak cumhuriyet rejiminin ülkemizde yerleşip güçlenmesini önlemek istiyorlardı. Bu durumda insanların dini duygularını kötüye kullanan ve toplumun ilerlemesini engelleyen tekke ve zaviyelerin bir an önce kapatılması gerekiyordu. Mustafa Kemal Kastamonu gezisi sırasında yaptığı konuşmalarda da “Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en gerçek tarikat, medeniyet tarikatıdır.” diyerek bunun ilk işaretini vermiştir.

Mustafa Kemal’in bu düşünceleri TBMM’nin 30 Kasım 1925’te çıkardığı bir kanun ile hayata geçirildi. Bu kanunla birlikte bütün tarikatlar kaldırılırken tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı. Ayrıca şeyh, derviş, mürit, baba, dede gibi unvanların kullanılması ve falcılık, üfürükçülük, muskacılık gibi gerçekte İslamiyete aykırı olan uygulamalar yasaklandı.

Laik ve çağdaş bir toplum düzeni kurmak için çıkarılan bu kanun sayesinde inanç farklılıkları nedeniyle toplumda ortaya çıkmış olan yapay ayrılıklara son verildi. Böylece toplumsal birliği sağlama ve milli kimlik oluşturma yolunda önemli bir adım atıldı.

Benzer Yazılar


Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.